‘Reyting sevdası istismarı sürdürüyor!’

  • 09:11 14 Ekim 2021
  • Güncel
Marta Sömek 
 
İSTANBUL - Medyada kadınlar ve çocukların yaşadıkları şiddetin tüm bilgiler ile paylaşılarak “reyting unsuru” haline getirilmesine tepki gösteren psikolog Zelal Coşkun ve gazeteci Hilal Tok, “Suça maruz kalan kadınlar programlarda ya kadını mağdurlaştırarak güçsüz gösteren, ya da daha çok ‘ajitasyon’ yaparak ve çoğu zaman kadınları da suçlayarak faili aklamaya çalışan noktalara geliyor” diyerek “reyting sevdası”nın istismarı sürdürdüğünün altını çizdi.
 
Kadınlar televizyon programlarına çıkarılıp yaşadıkları şiddeti tekrar tekrar anlattırılarak şiddeti yeni üretiyor ve reyting unsuru haline getiriliyor. Kadınların maruz kaldıkları şiddet ve istismar bu programlar aracılığıyla yeniden yaşatılıyor. Öte yandan bu furyaya çocuklar da dahil ediliyor. Çocukların maruz kaldıkları istismarlar da fotoğrafları ve tüm bilgileriyle televizyon ekranlarında apaçık sunuluyor. FOX TV’de “Paylaş benimle" adlı programda, şiddete uğrayan kadınların yaşadıkları ekranda anlatılıyor. Kadınların maruz kaldıkları şiddeti tekrar tekrar anlatması, bu durumun reyting için bir tür “ajitasyona” dönüştürülmesi ve şiddetin normalleştirilerek sunulması yalnızca bu program ile sınırlı kalmayıp birçok televizyon programında da sık sık başvurulan bir yönteme dönüşmüş durumda.
 
Daha önce de ATV’de sunucu Müge Anlı yayınlanan programında, 6 aydır kayıp olan bir kadın ile ilgili tanıkların anlatımlarının ardından "Eskortluk yapan kızın tecavüze uğrayıp ağlamasının bir anlamı yok” diyerek, cinsiyetçi ve tecavüzü meşrulaştıran söylemlerde bulunmuştu. Kadının maruz kaldığı şiddeti meşrulaştıran, tecavüz ve istismarı tüm detayları ile anlattıran ve toplumsal baskıları daha da derinleştiren söz konusu programlara her gün bir yenisi ekleniyor.
 
Înîsîyatîfa Derûnnasên Mezopotamyayê -Mezopotamya  Psikologları İnsiyatifi'nden Zelal Coşkun ile Ekmek ve Gül editörü Hilal Tok, şiddetin ve istismarın televizyon programlarında tekrarlanması, kadınların metalaştırılarak “reyting unsuru” haline getirilmeleri ve medyadaki eril dile ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Medya travmatik bir sürecin zeminini hazırlıyor’
 
İstismar dosyalarının gizlilikle sürdürülmesi gerektiğini ifade eden Zelal, “İstismar hassas bir konu ve tüm risk odakları düşünülerek, mağdurun üstün yararı gözetilerek gizlilikle sürdürülmesi gereken bir süreç” dedi. Gizlilikten kastın ise istismar eden failin gizlenmesinin olmadığını vurgulayan Zelal, çocuğun daha sonra tekrar tekrar travmatize olmayacağı, steril ve ileriye dönük büyük hasarlar bırakmayacak nitelikte bir hassasiyet gözetilmesi gerektiğinin altını çizdi. Zelal, ayrıca çocuğun yüksek yararını gözetirken, medyatik alanda dönen fotoğraflarının çocuğu objeleştirdiğini ve ileriye dönük travmatik bir sürecin zeminini hazırladığını da sözlerine ekledi. Zelal, bu nedenle de hassas ilerletilmesi gereken bu konunun, medyada çocuğun ve ailenin güvenlik alanını tehdit eden ve psikolojisini bozabilecek şekilde yansıtılmasının doğru olmadığını dile getirdi.
 
‘Kadınlar toplumun kırılgan bedenleri olarak yansıtılıyor’
 
Medyada kadına yönelik şiddetin nedenleri arasında sık sık kadınların hedef gösterilerek “suçlu” olarak yansıtıldığını kaydeden Zelal, şu değerlendirmelerde bulundu: “İktidarın toplumun üzerinde hegemonik etki yarattığı araçlardan biri olan medyanın kadına yönelik şiddeti olumlu yönde gösteren ve inşa eden sistemlerin başında geldiğini düşünüyorum. Kadınlar, medyada sıklıkla magazin ve şiddet manşetlerinde erkeğin hatası olmayan başlıklar veyahut tırnak içinde yaptıklarının nedeninin yine kadının suçundan kaynaklı olduğunu ima eden eril zihniyeti olan yazılar görmekteyiz. Bu haberlerde kadınlar cinsel bir obje olarak sunulmakta, metalaştırılmaktadırlar. Güya kadının yanında olduğunu belirten ve kendilerini ifade etme imkanı veren kanallar da yine aynı eril zihniyetin ürünüyle kadınları toplumun kırılgan bedenleri olarak yansıtmakta olduğunu düşünmekteyim.”
 
‘Medya kadına şiddetin her zaman meşru bir tarafını görür!’
 
Özsavunma hakkı olan ve birçok gücü içinde barındıran kadınların medyada ağlatılarak veya farklı şekillerde yaşadıkları şiddetin başka bir noktaya çekildiğini aktaran Zelal, toplumda farklı bir algı yaratıldığının vurgusunu yaptı. “Özsavunma yapan kadınlardan hiçbir erk hoşlanmaz ve kadına yapılan şiddetin her zaman meşru bir tarafını görür” diyen Zelal, medyanın da bu durumu magazin malzemesi yaparak dramatik ve acıklı bir yerden ele alıp güçsüz kadın algısı yarattığını dile getirerek şu aktarımlarda bulundu: “Güçsüz kadın algısı, medyanın ve iktidarın hoşuna gitmeyen ‘güçlü kadın’, ‘öz savunma yapan kadın’ algısının da önüne geçmektedir. Toplumun bazı kesimlerinde bu durum farklı yorumlanmakta ve kadına yapılan şiddetin haklı bir tarafını görmeye başlamakta olduğunu düşünüyor, gündemde olan kadınların gücüyle değil de yine ‘kırılgan bedenler’ olarak sunulmak istenmesinin erk bir zihniyet ve popülist bir yaklaşım olduğuna inanıyorum.”
 
‘Vicdanlı yayıncılık yapılmalı’
 
Ekmek ve Gül editörü Hilal Tok da, medyadaki eril dil ve istismara ilişkin, “TV programı, gazetelerde ve sitelerde suça maruz kalan çocukların yeniden istismar edilmesi ne yazık ki tüm tepkilere rağmen hala karşılaşılan baskın bir durum. Özellikle gündüz kuşağında daha çok kadın izleyicilerin hedeflendiği programlarda son günlerde buna çok daha fazla rastlıyoruz. Öncelikle bir çocuğun geleceğini düşünmek, şimdiki sosyal yaşantısında yeniden hayata devam ettiğini bilerek ve bu sosyal yaşantının içinde karşısına suçun yeniden travma etkisi yaratacak şekilde çıkmaması için vicdanlı da bir yayıncılık sürdürmek gerek” ifadelerini kullandı.
 
‘Reyting sevdası istismarı sürdürüyor’
 
Türkiye’de tecavüz faillerinin haberlerine “unutulma hakkı” gibi bir gerekçeyle erişim engeli getirildiğini aktaran Hilal, “Mevkisinden, makamından ötürü şiddet ve cinsel suçlarla yargılanan ‘büyük’ isimlerin haberlerine yayın yasağı getirilirken, ne yazık ki RTÜK gibi bir kurum karşısında televizyonda çocuklar yeniden yeniden mağdur ve istismar ediliyor. Travmatize olmadan hayata devam etmek, yaşadıklarının kamuoyu nezdinde yüzüne çarpılmamasına, yani o 'unutulma' hakkına en çok çocuğun ihtiyacı yok mudur? Reyting sevdasının istismarı sürdürdüğü tabloda çocuklar unutmak istediklerini unutamadıkları gibi tüm hayatı boyunca da bir etiketle yaşamaya devam etmek zorunda kalabiliyor” sözlerini kullandı.
 
‘İstismar istismardır!’
 
Hilal, çocukların irade ve kontrolleri dışında görülmesi, konuşulması ve karşılaşmayı hiç istemedikleri görüntülerinin milyonlarca kez izlenmesi gerçeği ile yeniden istismara uğradıklarına ışık tuttu. Yine bu görüntülerin ve kimliklerin ifşa edilmesinin çocuklar için bir çözüm getirmediğini ifade eden Hilal, istismarı, şiddeti çözmek bir yana, daha çok derinleştirdiğine değindi. “Bu haberlerin servisinde böylesi gelişigüzel hareketler olayı magazinleştirirken, asıl konuşulması gerekenin konuşulmamasına sebep oluyor” diyen Hilal, bu görüntülerde genellikle şiddet ve istismar ne kadar ağırsa toplumsal duyarlılığın da o kadar büyüdüğünün görüldüğünü kaydetti. Duruma ilişkin, “Oysa istismar istismardır” cümlesini kullanan Hilal, her türlü istismarın çocuklara dönük bir suç olduğunun altını çizdi.
 
‘Kadınlar suçlanıyor, failler aklanıyor!’
 
İstismarın “hafifi” diye bir tabirin olmadığını, toplumsal tepkilerin de buna göre şekillenmemesi gerektiğini sözlerine ekleyen Hilal, istismara karşı tüm kurumların ortak ve birlikte çözüm araması gerektiğini söyledi. Hilal konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bir yandan da ‘hakim ideoloji kadını’ nasıl yansıtmak istiyorsa medyayı da öyle ‘araç’ haline getirmek istiyor aslında. Bir tarafta evet, kadınların sözlerini söyleyebilmek için bir kürsü bulması, saydığınız isimlerde artık susmama gücünü kendinde bulan ve yaşadıklarını anlatmak isteyen kadınlar ancak bu programların nasıl verildiği asıl önemli olan. Ki suça maruz kalan kadınların bu programlarda nasıl yansıtıldığını da biliyoruz, ya kadını mağdurlaştırarak güçsüzleştiren ve güçsüz gösteren, ya da daha çok ‘ajitasyon’ yaparak ve çoğu zaman kadınları da suçlayarak faili aklamaya çalışan noktalara geliyor.”
 
‘Suça tepkinin çıtası yükseltiliyor’
 
Hakim ideolojinin hep olması gereken “makbul”, “güçsüz” kadın noktasına çekme girişiminde medyanın büyük bir aracılık yaptığı yorumunda bulunan Hilal, toplumda yaratılan algıda da kadınların güçsüz, mağdur ve kendi hayatının öznesi olmayan bir unsur olarak görülürken, aynı zamanda bu programlarda anlatılan hikayelerin hep en “acı”sının aranması, en şiddetlisinin ve ağırının yansıtılmasıyla toplumun suça tepkisinin çıtasının da yükseltilmeye çalışıldığını aktardı. Bazı şiddet olayları ve kadınların yaşadıkları meşru görülürken bazılarının da “tepki verilmesi gerekilen” noktasına geldiğine değinen Hilal, kadınların yaşadıklarını söylemekten asla çekinmemeleri gerektiğinin mesajını verdi.
 
Hakim medyaya karşı kadınlardan ortak ses
 
Hilal ayrıca kadınlara, medyayı hak arama mücadelesinde bir araç ve kürsü olarak kullanmayı sürdürmeleri çağrısında da bulundu. Ana akım medyanın bir suiistimal dalgası olduğunu da dile getiren Hilal, “Burada görev kadın hareketine düşüyor. Medyanın tutumu karşısında daha çok değişmesi gerekene işaret eden bir noktanın baskınlığına ihtiyaç var, bunu en çok yapacak olanlar kadınlar. Bu hareketin de güçlenmesi için şiddete, suça maruz kalan kadınlar bu örgütlülükte yer almalı, yaşadıkları karşısında seslerini duyuracakları kürsülerin çoğalması ve güçlenmesi için de dayanışma ve birlikte olmanın gücüne inanmalı” dedi. 
 
Hilal son olarak, değişmesi gereken yapının ve zihniyetin birlikte ses vererek değişeceğini belirterek, kadınları güçsüz, mağdur gösteren, şiddeti yeniden meşrulaştıran ve münferitleştiren hakim medyaya karşı baskın olanın kadınların birlikte mücadele sesi olması gerektiğini ifade etti.